- 8 Ocak 2022
- 67
- 165
- Cinsiyetiniz nedir?
- Bay
@İMGE 'yle son görüşmemiz birkaç güne yayıldı o yüzden hepsini tek seferde anlatacağım.
Aşağıdaki "kısa özet"; arzuyu sadece yatağın sınırlarında yaşamaya alışkın olanlar içindir=>
-----------------------------------Kısa özet;
@İMGE , kendini kanıtlamaya çalışmayan bir zarafet. Temiz, bakımlı, gösterişi ise sizde bıraktığı etkide ve etkisi uzun süren bir varlık.
Evi çok düzenli ve temiz, kendisi de aynen öyle. Benim gibi temizlikle ilgili takıntılı olanlar için çok rahatlatıcı. Asıl etkileyici kısım ise tavırlarının arasına gizlediği o derin önemseme duygusu, sanki o an yegâne, en önemli erkekmişsiniz gibi hissettirmesi... Sizi sadece sınırları çizilmiş bir evde ağırlamıyor; kendi zihninde, sohbetinin o sımsıcak, en rahat köşesinde ağırlıyor.
Öpüşlerinde, tenlerimiz birbirine çarptığında, o zarif tanrıça gidiyor, ona duyduğunuz arzunun asla dinmeyeceği, o kışkırtıcı cazibesiyle sizi yavaş yavaş, zevkle bitirecek bir kadın oluyor. Sizi böyle zevkle tüketirken bile, o kadar özenli ki her hareketi, o kadar sizi umursayan tavrı var ki, siz de ona karşı nazik olduğunuzda aklınızı başından alıyor.
(Önemli Not: Bu kutsal varlıkla temasınız, ilk mesajda başlıyor, evden çıktığınızda da tam olarak bitmiyor. Eğer ilk mesajdan, kapıdan çıkana dek siz de özenli olursanız, size de sunacakları paha biçilmez olacaktır.)
-----------------------------------
>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>> Özetle yetinmeyenler için, neden mi yazıyorum? @İMGE 'nin varlığıyla karşılaşmak, yazıya geçirilmesi gereken bir vahiy gibi. O anlar; koku, ses, oda, ateş, hafızadan sökülüp çıkarılmalı ki yarım kalmasın. Hakikat şimdi başlıyor. (tavşan deliğinden düşüş...)
>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>
O akşam yukarıda, insanları hâlâ merak eden tanrılar vardı. Bir tanrıça tahtından kalktı ve güvenli dünyamı paramparça etmek için doğrudan karşıma indi. İnsan suretinde, doğrudan üzerime gelen görkemli bir yıkımdı: @İMGE
Ben bu tanrıçanın salınarak bana gelişini de izledim, kapıda bir afet gibi durup beni eve davet edişini de.
Bu vücudun ölçüleri öyle cetvellerin hesapları ile yapılamaz; o göğsün kıyıları, belinin dönemeçleri ile kadın tarifini yeniden yapmalısınız. Zihnimde o ânları defalarca başa sarıp her defasında hayran kaldım ona.
Yanı başıma oturup meşhur gülümsemesi konuşmaya başladığında, sesinin tınısında ve yüzünün kıvrımlarında asılı kaldım. Onun kelimeleriyle, beni o gecenin içinde nereye götürdüyse, sorgusuz peşinden gittim.
Tavırlarının arasına gizlediği o derin, sanki o an dünyadaki yegâne, en önemli erkekmişsiniz gibi hissettiren o duygu.
Büyülenmek içindi tüm bunlar. Sizi kendi tehlikesinin içine usulca çeker ve gidemezsiniz, bazı şeyleri o kadar kolay, o kadar kendiliğinden teklif eder ki, kaçamazsınız. Dünyaları istese, elinizdekini ateşe verip, ikincisini yaratmak istersiniz. Şımarıklık mı bu? Hiç de değil. Siz onu hiç yakından gördünüz mü? Onun şımarttığı tek şey sizsiniz... Siz şımartılırken; o güzellik, ardınızdaki tüm kaçış yollarınızı ateşe verir.
Otururken, parmaklarının arasından bir sigara yükseldi, onu yakıp içine çekti. Beni de dudaklarından içine çektiğinde, eski hayatımın o sıradan nefesleri bir daha asla yetmeyecekti.
Nasıl öpüyordu öyle... Dudaklarımdaki hangi dudağıydı bu ıslak olan? Dudaklarımı sonsuza dek onda bıraksam, göğüslerinden onu içime çeksem bile, susuzluğum dinmezdi.
İçeriye geçtiğimizde, bu bir davet değil, iplerin onda olduğu bir hükmedişti ve demin gözlerindeki o sıcak tebessüm, beni zevkle boğmaya yeminli bir hale döndü.
Yatakta, tek bacağını belime dolayarak o yakıcı ıslaklığın derinlerine çekişi, kalan irademi de paramparça etti. Beni kendi arsız ritmine hapsederken, nefes nefese çıkardığı o seslerle, aklımın tutunduğu kalan noktalarda yıkıldı.
Yalnızca ona dokunmanıza izin vermek değil bu; bu teninize kazınan tırnaklarıyla, sizi acımasızca şekillendirmesi.
Bu, onun bedeninin kusursuzluğunda kaybolmak değil sadece; o vahşi oyunda aklınızın da yağmalanması.
O ilkel tapınmada sırtından sarılırken, onun ıslaklığında kaybolurken, omzunun üzerinden arkasına gözleriyle bana bakışı... Hangi öpücük söndürebilirdi o bakışı? Arkasında, kalçalarının avuçlarımdaki kıvrılışı... Arzulanacak ve tapınılacak o kadar çok şeyi var ki...
O arzu ve tapınmalarda kaç kez kaybolduk, bilmiyorum. Sonunda nefes nefese yan yana geldiğimizde, odada sadece kokusu ve kalbinin ritmi vardı.
Göğsüne yaslanıp o gece onunla sarılmak, büyülenmiş bir beşikteymiş gibi sallanmaktı; mekanlar anlamsız, bazen ayakta, bazen bir duvar dibinde, bazen yatakta... Uyumadan rüya görmek gibiydi.
Çıplak omuzlarındaki parmaklarımla, az önce fırtınalar koparan o göğsüne dokundum. Ona dokunduğumda hissettiğim şey, ona olan derin bir teslimiyetti.
Şimdi biliyorum: solgun kralların, prenslerin, büyük savaşçıların; kendi destanlarının sonunda neden sessizleştiklerini. Onlar, bütün şaşaalı hayatları boyunca böyle bir ânın peşinden gitmişlerdi. Ama hepsinin aradığı şey, belki de benim o gece İMGE'NİN kollarının arasında kısa bir anlığına dokunduğum şeydi.
Aşağıdaki "kısa özet"; arzuyu sadece yatağın sınırlarında yaşamaya alışkın olanlar içindir=>
-----------------------------------Kısa özet;
@İMGE , kendini kanıtlamaya çalışmayan bir zarafet. Temiz, bakımlı, gösterişi ise sizde bıraktığı etkide ve etkisi uzun süren bir varlık.
Evi çok düzenli ve temiz, kendisi de aynen öyle. Benim gibi temizlikle ilgili takıntılı olanlar için çok rahatlatıcı. Asıl etkileyici kısım ise tavırlarının arasına gizlediği o derin önemseme duygusu, sanki o an yegâne, en önemli erkekmişsiniz gibi hissettirmesi... Sizi sadece sınırları çizilmiş bir evde ağırlamıyor; kendi zihninde, sohbetinin o sımsıcak, en rahat köşesinde ağırlıyor.
Öpüşlerinde, tenlerimiz birbirine çarptığında, o zarif tanrıça gidiyor, ona duyduğunuz arzunun asla dinmeyeceği, o kışkırtıcı cazibesiyle sizi yavaş yavaş, zevkle bitirecek bir kadın oluyor. Sizi böyle zevkle tüketirken bile, o kadar özenli ki her hareketi, o kadar sizi umursayan tavrı var ki, siz de ona karşı nazik olduğunuzda aklınızı başından alıyor.
(Önemli Not: Bu kutsal varlıkla temasınız, ilk mesajda başlıyor, evden çıktığınızda da tam olarak bitmiyor. Eğer ilk mesajdan, kapıdan çıkana dek siz de özenli olursanız, size de sunacakları paha biçilmez olacaktır.)
-----------------------------------
>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>> Özetle yetinmeyenler için, neden mi yazıyorum? @İMGE 'nin varlığıyla karşılaşmak, yazıya geçirilmesi gereken bir vahiy gibi. O anlar; koku, ses, oda, ateş, hafızadan sökülüp çıkarılmalı ki yarım kalmasın. Hakikat şimdi başlıyor. (tavşan deliğinden düşüş...)
>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>
O akşam yukarıda, insanları hâlâ merak eden tanrılar vardı. Bir tanrıça tahtından kalktı ve güvenli dünyamı paramparça etmek için doğrudan karşıma indi. İnsan suretinde, doğrudan üzerime gelen görkemli bir yıkımdı: @İMGE
Ben bu tanrıçanın salınarak bana gelişini de izledim, kapıda bir afet gibi durup beni eve davet edişini de.
Bu vücudun ölçüleri öyle cetvellerin hesapları ile yapılamaz; o göğsün kıyıları, belinin dönemeçleri ile kadın tarifini yeniden yapmalısınız. Zihnimde o ânları defalarca başa sarıp her defasında hayran kaldım ona.
Yanı başıma oturup meşhur gülümsemesi konuşmaya başladığında, sesinin tınısında ve yüzünün kıvrımlarında asılı kaldım. Onun kelimeleriyle, beni o gecenin içinde nereye götürdüyse, sorgusuz peşinden gittim.
Tavırlarının arasına gizlediği o derin, sanki o an dünyadaki yegâne, en önemli erkekmişsiniz gibi hissettiren o duygu.
Büyülenmek içindi tüm bunlar. Sizi kendi tehlikesinin içine usulca çeker ve gidemezsiniz, bazı şeyleri o kadar kolay, o kadar kendiliğinden teklif eder ki, kaçamazsınız. Dünyaları istese, elinizdekini ateşe verip, ikincisini yaratmak istersiniz. Şımarıklık mı bu? Hiç de değil. Siz onu hiç yakından gördünüz mü? Onun şımarttığı tek şey sizsiniz... Siz şımartılırken; o güzellik, ardınızdaki tüm kaçış yollarınızı ateşe verir.
Otururken, parmaklarının arasından bir sigara yükseldi, onu yakıp içine çekti. Beni de dudaklarından içine çektiğinde, eski hayatımın o sıradan nefesleri bir daha asla yetmeyecekti.
Nasıl öpüyordu öyle... Dudaklarımdaki hangi dudağıydı bu ıslak olan? Dudaklarımı sonsuza dek onda bıraksam, göğüslerinden onu içime çeksem bile, susuzluğum dinmezdi.
İçeriye geçtiğimizde, bu bir davet değil, iplerin onda olduğu bir hükmedişti ve demin gözlerindeki o sıcak tebessüm, beni zevkle boğmaya yeminli bir hale döndü.
Yatakta, tek bacağını belime dolayarak o yakıcı ıslaklığın derinlerine çekişi, kalan irademi de paramparça etti. Beni kendi arsız ritmine hapsederken, nefes nefese çıkardığı o seslerle, aklımın tutunduğu kalan noktalarda yıkıldı.
Yalnızca ona dokunmanıza izin vermek değil bu; bu teninize kazınan tırnaklarıyla, sizi acımasızca şekillendirmesi.
Bu, onun bedeninin kusursuzluğunda kaybolmak değil sadece; o vahşi oyunda aklınızın da yağmalanması.
O ilkel tapınmada sırtından sarılırken, onun ıslaklığında kaybolurken, omzunun üzerinden arkasına gözleriyle bana bakışı... Hangi öpücük söndürebilirdi o bakışı? Arkasında, kalçalarının avuçlarımdaki kıvrılışı... Arzulanacak ve tapınılacak o kadar çok şeyi var ki...
O arzu ve tapınmalarda kaç kez kaybolduk, bilmiyorum. Sonunda nefes nefese yan yana geldiğimizde, odada sadece kokusu ve kalbinin ritmi vardı.
Göğsüne yaslanıp o gece onunla sarılmak, büyülenmiş bir beşikteymiş gibi sallanmaktı; mekanlar anlamsız, bazen ayakta, bazen bir duvar dibinde, bazen yatakta... Uyumadan rüya görmek gibiydi.
Çıplak omuzlarındaki parmaklarımla, az önce fırtınalar koparan o göğsüne dokundum. Ona dokunduğumda hissettiğim şey, ona olan derin bir teslimiyetti.
Şimdi biliyorum: solgun kralların, prenslerin, büyük savaşçıların; kendi destanlarının sonunda neden sessizleştiklerini. Onlar, bütün şaşaalı hayatları boyunca böyle bir ânın peşinden gitmişlerdi. Ama hepsinin aradığı şey, belki de benim o gece İMGE'NİN kollarının arasında kısa bir anlığına dokunduğum şeydi.




































