Foruma hoş geldin, Ziyaretçi

Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için foruma kayıt olmalı ya da giriş yapmalısınız. Foruma üye olmak tamamen ücretsizdir.

Olumlu Görüşme Eda: Esmer Bir Gün

Dora Çevrimdışı
26 Ocak 2025
81
202
Cinsiyetiniz nedir?
Bay
Esmer bir gün… Tüm şehrin kendi içine kapandığı, fakat yeni umutların yeşermesi ve de yeni tanışmaların başlaması için daha güzel bir zamanın seçilemeyeceği bir vakit… Uzunca zamandır akılda olan, fakat bir türlü zamanların denk düşmediği, bazen de belki henüz tevafuk vaktinin gelmediğini hissettiğim için yazmadığım bu nadide çiçekle nihayet yollarımız kesişti. Bazen insan ne kadar uğraşsa da yapabileceklerinin bir sınırı vardır. Ve bazen kendi kendine, “Olduğu kadar, olmadığı kader…” dersin. Oysa her şeyin zamanına mukimdir ve geldiğinde de yollar kendine çeken gizli bir düş gibi, hiç beklenmedik bir doğallıkla birleşiverir.

Biri hakkında çok şey duyarsın. Anlatılanlar zihninde ona ait bir yer açar, zamanla o yeri kendi düşüncelerinle doldurursun. Sonra o kutlu buluşma vakti geldiğinde, onunla sanki yıllardır tanışıyormuşsun gibi çözülür kelimelerin. Sohbet, yabancılığın mesafesini aşar; cümleler birbirini bulur, bakışlar ise söylenenlere eşlik eder. Arada bir dalıp gittiklerini hatırlatan, yeni bir hava veren bir karşılaşma… @Eda Brunette ile yaşanan tam olarak buydu.

Nahif, nazik, kültürlü, endamlı ve de zarif… Tabiri caizse bir ince güzellik. Üstelik güzelliği yalnızca yüzünde değil; oturuşunda, kalkışında, yürüyüşünde, karşılayışında ve misafirperverliğinde de kendini gösteriyor. Her hareketinde kendine has bir ölçü, her tavrında incelik var. Gözlerindeki güzelliği de gözlükleriyle adeta taçlandırmış; bakışlarıysa hem şuh hem de insanın merakını diri tutacak kadar etkileyici. Anlatmak için tek tek özellikleri sıralanır ama sonunda yine de eksik bir şey kalır. Onu güzel kılan, işte bütün bu özelliklerin bir araya gelişindeki o kendine özgü ahenk…

Sonra sohbet başlıyor. Önce birbirimizi anlamaya, sesimizin tonuna, kelimelerimizin arasındaki boşluklara alışıyoruz. Birbirimizi hissetmeye çalıştığımız o ilk anların her biri ayrı bir merak taşıyor. Bazen hüzünlü bir konuya uğruyoruz, bazen de neşeli bir ayrıntıyla gülümsüyoruz. Geçişler öylesine doğal, sohbetin akışı öylesine kendiliğinden ki hiçbir şeyin yerini yadırgamıyorsunuz. Her konu kendi zamanında açılıyor, her söz karşılığını buluyor. Bir bakıyorsun, vakit ilerlemiş; ama konuşulacaklar hâlâ bitmemiş.

Kurulan sofraysa başlı başına bir incelik göstergesi… Muazzam, düzenli, temiz ve fazlasıyla özenli. Yaşadığı her alanda gösterdiği dikkatin, sofraya da yansıdığını görmek şaşırtıcı değil. Her şeyin bir yeri, her ayrıntının kendine ait bir anlamı var. Az yesen bile ikram bol. Üstelik getirilen hediyenin de o sofrada kendine bir yer bulması, bütün bu özenin içine ayrı bir sıcaklık katıyor. Çayın, kahvenin ve birlikte edilen sohbetin hatırı uzun süre insanın içinde kalacak cinsten.

Onun dünyasındaki güzellik, yalnızca görünenle sınırlı değil. Farklı deneyimleri, Nescafe'si ya da Nuru masajı… Bunların her biri, o güne ait ayrı bir ayrıntı, birlikte geçirilen zamana ait küçük bir keşif. Gerçekten anlatılmaktan ziyade yaşanmayı hak ediyor. Her ayrıntısını kelimelere dökmeye çalışmak yerine, anın güzelliğine ve tadına varmak, sonra da onu kendine özgü hâliyle hatırlamak gerekiyor.

Ve günün başka bir boyuta geçtiği o anlar…

Yakınlığın kendiliğinden geliştiği, uyumun kelimelere ihtiyaç duymadan kendini belli ettiği, iki insanın birbirini hissetmekten çekinmediği anlar… Nefeslerin birbirine karıştığı, tenlerin sıcaklığının ve arzunun bütün açıklığıyla hissedildiği o yakınlıkta ne önceden hazırlanmış bir sahne var ne de bir şeyleri olduğundan farklı gösterme çabası. Her şey kendi akışında, kendi zamanında ve olması gerektiği gibi. Bu sebeple yaşananlar yalnızca bedene ait bir hatıra olarak kalmıyor; sohbetin, merakın, zarafetin ve yakınlığın birbirine karıştığı bütünlüklü bir deneyime dönüşüyor.

Sonra bir an geliyor, durup geriye bakıyorsunuz. İçinizden, “Ne yaşadık böyle?” diye geçiriyorsunuz. Bunu şaşkınlıktan çok, yaşananların beklenilenden daha doğal, daha uyumlu ve daha güzel olmasına duyduğunuz hayretle söylüyorsunuz. Hiçbir şeyin zorlanmadığı, hiçbir ispat zorunda kalınmadığı, her şeyin kendi hâlinde güzelleştiği bir yakınlık.

Bazı tanışmalara geç kaldığımı düşünürüm bazen. İnsan, geçmişe dönüp baktığında, daha önce tanımış olmayı dilediği kişileri ve yaşanmamış ihtimalleri düşünmeden edemez. Sonra bir başka düşünce gelir aklıma: Bunun güzelliği, tam da olması gereken zamanda gerçekleşmesinde saklı. Daha önce karşılaşsaydık aynı insanlar mı olurduk, aynı şeyleri mi konuşurduk, aynı hisler mi uyanırdı? Bunun cevabını bilmek mümkün değil.

Düşüncem, işte bu iki ihtimalin tam ortasında duruyor. Bir yanım, keşke daha önce tanışsaydık diyor; diğer yanım ise bu karşılaşmanın kendine ait bir zamanı olduğuna inanıyor. Zamandan ve de mekândan bağımsız, kendi koşullarında gerçekleşmiş bir tanışma bu. Geç kalınmış bir başlangıç mı, yoksa tam vaktinde açılmış yeni bir kapı mı, henüz karar verebilmiş değilim. Belki de karar vermeye hiç gerek yoktur.

Ve fakat bu esmer günün sonunda, hikâyenin daha ilk satırlarında olduğumuzu düşünüyorum. Onun kendine özgü dünyasından bana kalanları zihnimde yeniden canlandırıyor, yaşananları hatırladıkça aynı tebessümün yüzüme yerleştiğini fark ediyorum.

Hikâyenin devamını düşlerken, @Eda Brunette dünyasına açılan o ilk kapının ardında daha keşfedilecek çok şey olduğunu hissederek yeniden gülümsüyorum.

💐🫶❤️‍🔥🔥😘
 
Çevrimdışı
2 Haz 2009
10,820
11,517
Cinsiyetiniz nedir?
Bay
Yaşayana yaşatana teşekkürler
 
Çevrimdışı
23 Eki 2026
53
27
46
Cinsiyetiniz nedir?
Bay
Esmer bir gün… Tüm şehrin kendi içine kapandığı, fakat yeni umutların yeşermesi ve de yeni tanışmaların başlaması için daha güzel bir zamanın seçilemeyeceği bir vakit… Uzunca zamandır akılda olan, fakat bir türlü zamanların denk düşmediği, bazen de belki henüz tevafuk vaktinin gelmediğini hissettiğim için yazmadığım bu nadide çiçekle nihayet yollarımız kesişti. Bazen insan ne kadar uğraşsa da yapabileceklerinin bir sınırı vardır. Ve bazen kendi kendine, “Olduğu kadar, olmadığı kader…” dersin. Oysa her şeyin zamanına mukimdir ve geldiğinde de yollar kendine çeken gizli bir düş gibi, hiç beklenmedik bir doğallıkla birleşiverir.

Biri hakkında çok şey duyarsın. Anlatılanlar zihninde ona ait bir yer açar, zamanla o yeri kendi düşüncelerinle doldurursun. Sonra o kutlu buluşma vakti geldiğinde, onunla sanki yıllardır tanışıyormuşsun gibi çözülür kelimelerin. Sohbet, yabancılığın mesafesini aşar; cümleler birbirini bulur, bakışlar ise söylenenlere eşlik eder. Arada bir dalıp gittiklerini hatırlatan, yeni bir hava veren bir karşılaşma… @Eda Brunette ile yaşanan tam olarak buydu.

Nahif, nazik, kültürlü, endamlı ve de zarif… Tabiri caizse bir ince güzellik. Üstelik güzelliği yalnızca yüzünde değil; oturuşunda, kalkışında, yürüyüşünde, karşılayışında ve misafirperverliğinde de kendini gösteriyor. Her hareketinde kendine has bir ölçü, her tavrında incelik var. Gözlerindeki güzelliği de gözlükleriyle adeta taçlandırmış; bakışlarıysa hem şuh hem de insanın merakını diri tutacak kadar etkileyici. Anlatmak için tek tek özellikleri sıralanır ama sonunda yine de eksik bir şey kalır. Onu güzel kılan, işte bütün bu özelliklerin bir araya gelişindeki o kendine özgü ahenk…

Sonra sohbet başlıyor. Önce birbirimizi anlamaya, sesimizin tonuna, kelimelerimizin arasındaki boşluklara alışıyoruz. Birbirimizi hissetmeye çalıştığımız o ilk anların her biri ayrı bir merak taşıyor. Bazen hüzünlü bir konuya uğruyoruz, bazen de neşeli bir ayrıntıyla gülümsüyoruz. Geçişler öylesine doğal, sohbetin akışı öylesine kendiliğinden ki hiçbir şeyin yerini yadırgamıyorsunuz. Her konu kendi zamanında açılıyor, her söz karşılığını buluyor. Bir bakıyorsun, vakit ilerlemiş; ama konuşulacaklar hâlâ bitmemiş.

Kurulan sofraysa başlı başına bir incelik göstergesi… Muazzam, düzenli, temiz ve fazlasıyla özenli. Yaşadığı her alanda gösterdiği dikkatin, sofraya da yansıdığını görmek şaşırtıcı değil. Her şeyin bir yeri, her ayrıntının kendine ait bir anlamı var. Az yesen bile ikram bol. Üstelik getirilen hediyenin de o sofrada kendine bir yer bulması, bütün bu özenin içine ayrı bir sıcaklık katıyor. Çayın, kahvenin ve birlikte edilen sohbetin hatırı uzun süre insanın içinde kalacak cinsten.

Onun dünyasındaki güzellik, yalnızca görünenle sınırlı değil. Farklı deneyimleri, Nescafe'si ya da Nuru masajı… Bunların her biri, o güne ait ayrı bir ayrıntı, birlikte geçirilen zamana ait küçük bir keşif. Gerçekten anlatılmaktan ziyade yaşanmayı hak ediyor. Her ayrıntısını kelimelere dökmeye çalışmak yerine, anın güzelliğine ve tadına varmak, sonra da onu kendine özgü hâliyle hatırlamak gerekiyor.

Ve günün başka bir boyuta geçtiği o anlar…

Yakınlığın kendiliğinden geliştiği, uyumun kelimelere ihtiyaç duymadan kendini belli ettiği, iki insanın birbirini hissetmekten çekinmediği anlar… Nefeslerin birbirine karıştığı, tenlerin sıcaklığının ve arzunun bütün açıklığıyla hissedildiği o yakınlıkta ne önceden hazırlanmış bir sahne var ne de bir şeyleri olduğundan farklı gösterme çabası. Her şey kendi akışında, kendi zamanında ve olması gerektiği gibi. Bu sebeple yaşananlar yalnızca bedene ait bir hatıra olarak kalmıyor; sohbetin, merakın, zarafetin ve yakınlığın birbirine karıştığı bütünlüklü bir deneyime dönüşüyor.

Sonra bir an geliyor, durup geriye bakıyorsunuz. İçinizden, “Ne yaşadık böyle?” diye geçiriyorsunuz. Bunu şaşkınlıktan çok, yaşananların beklenilenden daha doğal, daha uyumlu ve daha güzel olmasına duyduğunuz hayretle söylüyorsunuz. Hiçbir şeyin zorlanmadığı, hiçbir ispat zorunda kalınmadığı, her şeyin kendi hâlinde güzelleştiği bir yakınlık.

Bazı tanışmalara geç kaldığımı düşünürüm bazen. İnsan, geçmişe dönüp baktığında, daha önce tanımış olmayı dilediği kişileri ve yaşanmamış ihtimalleri düşünmeden edemez. Sonra bir başka düşünce gelir aklıma: Bunun güzelliği, tam da olması gereken zamanda gerçekleşmesinde saklı. Daha önce karşılaşsaydık aynı insanlar mı olurduk, aynı şeyleri mi konuşurduk, aynı hisler mi uyanırdı? Bunun cevabını bilmek mümkün değil.

Düşüncem, işte bu iki ihtimalin tam ortasında duruyor. Bir yanım, keşke daha önce tanışsaydık diyor; diğer yanım ise bu karşılaşmanın kendine ait bir zamanı olduğuna inanıyor. Zamandan ve de mekândan bağımsız, kendi koşullarında gerçekleşmiş bir tanışma bu. Geç kalınmış bir başlangıç mı, yoksa tam vaktinde açılmış yeni bir kapı mı, henüz karar verebilmiş değilim. Belki de karar vermeye hiç gerek yoktur.

Ve fakat bu esmer günün sonunda, hikâyenin daha ilk satırlarında olduğumuzu düşünüyorum. Onun kendine özgü dünyasından bana kalanları zihnimde yeniden canlandırıyor, yaşananları hatırladıkça aynı tebessümün yüzüme yerleştiğini fark ediyorum.

Hikâyenin devamını düşlerken, @Eda Brunette dünyasına açılan o ilk kapının ardında daha keşfedilecek çok şey olduğunu hissederek yeniden gülümsüyorum.

💐🫶❤️‍🔥🔥😘
referans için tsk ler
 
Kerim İskender Çevrimdışı
16 Eyl 2025
1,050
1,354
Cinsiyetiniz nedir?
Bay
Esmer bir gün… Tüm şehrin kendi içine kapandığı, fakat yeni umutların yeşermesi ve de yeni tanışmaların başlaması için daha güzel bir zamanın seçilemeyeceği bir vakit… Uzunca zamandır akılda olan, fakat bir türlü zamanların denk düşmediği, bazen de belki henüz tevafuk vaktinin gelmediğini hissettiğim için yazmadığım bu nadide çiçekle nihayet yollarımız kesişti. Bazen insan ne kadar uğraşsa da yapabileceklerinin bir sınırı vardır. Ve bazen kendi kendine, “Olduğu kadar, olmadığı kader…” dersin. Oysa her şeyin zamanına mukimdir ve geldiğinde de yollar kendine çeken gizli bir düş gibi, hiç beklenmedik bir doğallıkla birleşiverir.

Biri hakkında çok şey duyarsın. Anlatılanlar zihninde ona ait bir yer açar, zamanla o yeri kendi düşüncelerinle doldurursun. Sonra o kutlu buluşma vakti geldiğinde, onunla sanki yıllardır tanışıyormuşsun gibi çözülür kelimelerin. Sohbet, yabancılığın mesafesini aşar; cümleler birbirini bulur, bakışlar ise söylenenlere eşlik eder. Arada bir dalıp gittiklerini hatırlatan, yeni bir hava veren bir karşılaşma… @Eda Brunette ile yaşanan tam olarak buydu.

Nahif, nazik, kültürlü, endamlı ve de zarif… Tabiri caizse bir ince güzellik. Üstelik güzelliği yalnızca yüzünde değil; oturuşunda, kalkışında, yürüyüşünde, karşılayışında ve misafirperverliğinde de kendini gösteriyor. Her hareketinde kendine has bir ölçü, her tavrında incelik var. Gözlerindeki güzelliği de gözlükleriyle adeta taçlandırmış; bakışlarıysa hem şuh hem de insanın merakını diri tutacak kadar etkileyici. Anlatmak için tek tek özellikleri sıralanır ama sonunda yine de eksik bir şey kalır. Onu güzel kılan, işte bütün bu özelliklerin bir araya gelişindeki o kendine özgü ahenk…

Sonra sohbet başlıyor. Önce birbirimizi anlamaya, sesimizin tonuna, kelimelerimizin arasındaki boşluklara alışıyoruz. Birbirimizi hissetmeye çalıştığımız o ilk anların her biri ayrı bir merak taşıyor. Bazen hüzünlü bir konuya uğruyoruz, bazen de neşeli bir ayrıntıyla gülümsüyoruz. Geçişler öylesine doğal, sohbetin akışı öylesine kendiliğinden ki hiçbir şeyin yerini yadırgamıyorsunuz. Her konu kendi zamanında açılıyor, her söz karşılığını buluyor. Bir bakıyorsun, vakit ilerlemiş; ama konuşulacaklar hâlâ bitmemiş.

Kurulan sofraysa başlı başına bir incelik göstergesi… Muazzam, düzenli, temiz ve fazlasıyla özenli. Yaşadığı her alanda gösterdiği dikkatin, sofraya da yansıdığını görmek şaşırtıcı değil. Her şeyin bir yeri, her ayrıntının kendine ait bir anlamı var. Az yesen bile ikram bol. Üstelik getirilen hediyenin de o sofrada kendine bir yer bulması, bütün bu özenin içine ayrı bir sıcaklık katıyor. Çayın, kahvenin ve birlikte edilen sohbetin hatırı uzun süre insanın içinde kalacak cinsten.

Onun dünyasındaki güzellik, yalnızca görünenle sınırlı değil. Farklı deneyimleri, Nescafe'si ya da Nuru masajı… Bunların her biri, o güne ait ayrı bir ayrıntı, birlikte geçirilen zamana ait küçük bir keşif. Gerçekten anlatılmaktan ziyade yaşanmayı hak ediyor. Her ayrıntısını kelimelere dökmeye çalışmak yerine, anın güzelliğine ve tadına varmak, sonra da onu kendine özgü hâliyle hatırlamak gerekiyor.

Ve günün başka bir boyuta geçtiği o anlar…

Yakınlığın kendiliğinden geliştiği, uyumun kelimelere ihtiyaç duymadan kendini belli ettiği, iki insanın birbirini hissetmekten çekinmediği anlar… Nefeslerin birbirine karıştığı, tenlerin sıcaklığının ve arzunun bütün açıklığıyla hissedildiği o yakınlıkta ne önceden hazırlanmış bir sahne var ne de bir şeyleri olduğundan farklı gösterme çabası. Her şey kendi akışında, kendi zamanında ve olması gerektiği gibi. Bu sebeple yaşananlar yalnızca bedene ait bir hatıra olarak kalmıyor; sohbetin, merakın, zarafetin ve yakınlığın birbirine karıştığı bütünlüklü bir deneyime dönüşüyor.

Sonra bir an geliyor, durup geriye bakıyorsunuz. İçinizden, “Ne yaşadık böyle?” diye geçiriyorsunuz. Bunu şaşkınlıktan çok, yaşananların beklenilenden daha doğal, daha uyumlu ve daha güzel olmasına duyduğunuz hayretle söylüyorsunuz. Hiçbir şeyin zorlanmadığı, hiçbir ispat zorunda kalınmadığı, her şeyin kendi hâlinde güzelleştiği bir yakınlık.

Bazı tanışmalara geç kaldığımı düşünürüm bazen. İnsan, geçmişe dönüp baktığında, daha önce tanımış olmayı dilediği kişileri ve yaşanmamış ihtimalleri düşünmeden edemez. Sonra bir başka düşünce gelir aklıma: Bunun güzelliği, tam da olması gereken zamanda gerçekleşmesinde saklı. Daha önce karşılaşsaydık aynı insanlar mı olurduk, aynı şeyleri mi konuşurduk, aynı hisler mi uyanırdı? Bunun cevabını bilmek mümkün değil.

Düşüncem, işte bu iki ihtimalin tam ortasında duruyor. Bir yanım, keşke daha önce tanışsaydık diyor; diğer yanım ise bu karşılaşmanın kendine ait bir zamanı olduğuna inanıyor. Zamandan ve de mekândan bağımsız, kendi koşullarında gerçekleşmiş bir tanışma bu. Geç kalınmış bir başlangıç mı, yoksa tam vaktinde açılmış yeni bir kapı mı, henüz karar verebilmiş değilim. Belki de karar vermeye hiç gerek yoktur.

Ve fakat bu esmer günün sonunda, hikâyenin daha ilk satırlarında olduğumuzu düşünüyorum. Onun kendine özgü dünyasından bana kalanları zihnimde yeniden canlandırıyor, yaşananları hatırladıkça aynı tebessümün yüzüme yerleştiğini fark ediyorum.

Hikâyenin devamını düşlerken, @Eda Brunette dünyasına açılan o ilk kapının ardında daha keşfedilecek çok şey olduğunu hissederek yeniden gülümsüyorum.

💐🫶❤️‍🔥🔥😘
Bu güzel destansı referansınız için size ve sevgili Eda’ya teşekkür ederiz .. özellikle Eda’nın zerafeti eşsizdir ❤️‍🔥😘💐💞 @Eda Brunette
 
akua Çevrimdışı

akua

0
3 Nis 2011
1,914
1,535
Cinsiyetiniz nedir?
Esmer bir gün… Tüm şehrin kendi içine kapandığı, fakat yeni umutların yeşermesi ve de yeni tanışmaların başlaması için daha güzel bir zamanın seçilemeyeceği bir vakit… Uzunca zamandır akılda olan, fakat bir türlü zamanların denk düşmediği, bazen de belki henüz tevafuk vaktinin gelmediğini hissettiğim için yazmadığım bu nadide çiçekle nihayet yollarımız kesişti. Bazen insan ne kadar uğraşsa da yapabileceklerinin bir sınırı vardır. Ve bazen kendi kendine, “Olduğu kadar, olmadığı kader…” dersin. Oysa her şeyin zamanına mukimdir ve geldiğinde de yollar kendine çeken gizli bir düş gibi, hiç beklenmedik bir doğallıkla birleşiverir.

Biri hakkında çok şey duyarsın. Anlatılanlar zihninde ona ait bir yer açar, zamanla o yeri kendi düşüncelerinle doldurursun. Sonra o kutlu buluşma vakti geldiğinde, onunla sanki yıllardır tanışıyormuşsun gibi çözülür kelimelerin. Sohbet, yabancılığın mesafesini aşar; cümleler birbirini bulur, bakışlar ise söylenenlere eşlik eder. Arada bir dalıp gittiklerini hatırlatan, yeni bir hava veren bir karşılaşma… @Eda Brunette ile yaşanan tam olarak buydu.

Nahif, nazik, kültürlü, endamlı ve de zarif… Tabiri caizse bir ince güzellik. Üstelik güzelliği yalnızca yüzünde değil; oturuşunda, kalkışında, yürüyüşünde, karşılayışında ve misafirperverliğinde de kendini gösteriyor. Her hareketinde kendine has bir ölçü, her tavrında incelik var. Gözlerindeki güzelliği de gözlükleriyle adeta taçlandırmış; bakışlarıysa hem şuh hem de insanın merakını diri tutacak kadar etkileyici. Anlatmak için tek tek özellikleri sıralanır ama sonunda yine de eksik bir şey kalır. Onu güzel kılan, işte bütün bu özelliklerin bir araya gelişindeki o kendine özgü ahenk…

Sonra sohbet başlıyor. Önce birbirimizi anlamaya, sesimizin tonuna, kelimelerimizin arasındaki boşluklara alışıyoruz. Birbirimizi hissetmeye çalıştığımız o ilk anların her biri ayrı bir merak taşıyor. Bazen hüzünlü bir konuya uğruyoruz, bazen de neşeli bir ayrıntıyla gülümsüyoruz. Geçişler öylesine doğal, sohbetin akışı öylesine kendiliğinden ki hiçbir şeyin yerini yadırgamıyorsunuz. Her konu kendi zamanında açılıyor, her söz karşılığını buluyor. Bir bakıyorsun, vakit ilerlemiş; ama konuşulacaklar hâlâ bitmemiş.

Kurulan sofraysa başlı başına bir incelik göstergesi… Muazzam, düzenli, temiz ve fazlasıyla özenli. Yaşadığı her alanda gösterdiği dikkatin, sofraya da yansıdığını görmek şaşırtıcı değil. Her şeyin bir yeri, her ayrıntının kendine ait bir anlamı var. Az yesen bile ikram bol. Üstelik getirilen hediyenin de o sofrada kendine bir yer bulması, bütün bu özenin içine ayrı bir sıcaklık katıyor. Çayın, kahvenin ve birlikte edilen sohbetin hatırı uzun süre insanın içinde kalacak cinsten.

Onun dünyasındaki güzellik, yalnızca görünenle sınırlı değil. Farklı deneyimleri, Nescafe'si ya da Nuru masajı… Bunların her biri, o güne ait ayrı bir ayrıntı, birlikte geçirilen zamana ait küçük bir keşif. Gerçekten anlatılmaktan ziyade yaşanmayı hak ediyor. Her ayrıntısını kelimelere dökmeye çalışmak yerine, anın güzelliğine ve tadına varmak, sonra da onu kendine özgü hâliyle hatırlamak gerekiyor.

Ve günün başka bir boyuta geçtiği o anlar…

Yakınlığın kendiliğinden geliştiği, uyumun kelimelere ihtiyaç duymadan kendini belli ettiği, iki insanın birbirini hissetmekten çekinmediği anlar… Nefeslerin birbirine karıştığı, tenlerin sıcaklığının ve arzunun bütün açıklığıyla hissedildiği o yakınlıkta ne önceden hazırlanmış bir sahne var ne de bir şeyleri olduğundan farklı gösterme çabası. Her şey kendi akışında, kendi zamanında ve olması gerektiği gibi. Bu sebeple yaşananlar yalnızca bedene ait bir hatıra olarak kalmıyor; sohbetin, merakın, zarafetin ve yakınlığın birbirine karıştığı bütünlüklü bir deneyime dönüşüyor.

Sonra bir an geliyor, durup geriye bakıyorsunuz. İçinizden, “Ne yaşadık böyle?” diye geçiriyorsunuz. Bunu şaşkınlıktan çok, yaşananların beklenilenden daha doğal, daha uyumlu ve daha güzel olmasına duyduğunuz hayretle söylüyorsunuz. Hiçbir şeyin zorlanmadığı, hiçbir ispat zorunda kalınmadığı, her şeyin kendi hâlinde güzelleştiği bir yakınlık.

Bazı tanışmalara geç kaldığımı düşünürüm bazen. İnsan, geçmişe dönüp baktığında, daha önce tanımış olmayı dilediği kişileri ve yaşanmamış ihtimalleri düşünmeden edemez. Sonra bir başka düşünce gelir aklıma: Bunun güzelliği, tam da olması gereken zamanda gerçekleşmesinde saklı. Daha önce karşılaşsaydık aynı insanlar mı olurduk, aynı şeyleri mi konuşurduk, aynı hisler mi uyanırdı? Bunun cevabını bilmek mümkün değil.

Düşüncem, işte bu iki ihtimalin tam ortasında duruyor. Bir yanım, keşke daha önce tanışsaydık diyor; diğer yanım ise bu karşılaşmanın kendine ait bir zamanı olduğuna inanıyor. Zamandan ve de mekândan bağımsız, kendi koşullarında gerçekleşmiş bir tanışma bu. Geç kalınmış bir başlangıç mı, yoksa tam vaktinde açılmış yeni bir kapı mı, henüz karar verebilmiş değilim. Belki de karar vermeye hiç gerek yoktur.

Ve fakat bu esmer günün sonunda, hikâyenin daha ilk satırlarında olduğumuzu düşünüyorum. Onun kendine özgü dünyasından bana kalanları zihnimde yeniden canlandırıyor, yaşananları hatırladıkça aynı tebessümün yüzüme yerleştiğini fark ediyorum.

Hikâyenin devamını düşlerken, @Eda Brunette dünyasına açılan o ilk kapının ardında daha keşfedilecek çok şey olduğunu hissederek yeniden gülümsüyorum.

💐🫶❤️‍🔥🔥😘
Yaşatanın ve yaşayanın yüreğine sağlık
 
Çevrimdışı
30 May 2020
252
396
41
Esmer bir gün… Tüm şehrin kendi içine kapandığı, fakat yeni umutların yeşermesi ve de yeni tanışmaların başlaması için daha güzel bir zamanın seçilemeyeceği bir vakit… Uzunca zamandır akılda olan, fakat bir türlü zamanların denk düşmediği, bazen de belki henüz tevafuk vaktinin gelmediğini hissettiğim için yazmadığım bu nadide çiçekle nihayet yollarımız kesişti. Bazen insan ne kadar uğraşsa da yapabileceklerinin bir sınırı vardır. Ve bazen kendi kendine, “Olduğu kadar, olmadığı kader…” dersin. Oysa her şeyin zamanına mukimdir ve geldiğinde de yollar kendine çeken gizli bir düş gibi, hiç beklenmedik bir doğallıkla birleşiverir.

Biri hakkında çok şey duyarsın. Anlatılanlar zihninde ona ait bir yer açar, zamanla o yeri kendi düşüncelerinle doldurursun. Sonra o kutlu buluşma vakti geldiğinde, onunla sanki yıllardır tanışıyormuşsun gibi çözülür kelimelerin. Sohbet, yabancılığın mesafesini aşar; cümleler birbirini bulur, bakışlar ise söylenenlere eşlik eder. Arada bir dalıp gittiklerini hatırlatan, yeni bir hava veren bir karşılaşma… @Eda Brunette ile yaşanan tam olarak buydu.

Nahif, nazik, kültürlü, endamlı ve de zarif… Tabiri caizse bir ince güzellik. Üstelik güzelliği yalnızca yüzünde değil; oturuşunda, kalkışında, yürüyüşünde, karşılayışında ve misafirperverliğinde de kendini gösteriyor. Her hareketinde kendine has bir ölçü, her tavrında incelik var. Gözlerindeki güzelliği de gözlükleriyle adeta taçlandırmış; bakışlarıysa hem şuh hem de insanın merakını diri tutacak kadar etkileyici. Anlatmak için tek tek özellikleri sıralanır ama sonunda yine de eksik bir şey kalır. Onu güzel kılan, işte bütün bu özelliklerin bir araya gelişindeki o kendine özgü ahenk…

Sonra sohbet başlıyor. Önce birbirimizi anlamaya, sesimizin tonuna, kelimelerimizin arasındaki boşluklara alışıyoruz. Birbirimizi hissetmeye çalıştığımız o ilk anların her biri ayrı bir merak taşıyor. Bazen hüzünlü bir konuya uğruyoruz, bazen de neşeli bir ayrıntıyla gülümsüyoruz. Geçişler öylesine doğal, sohbetin akışı öylesine kendiliğinden ki hiçbir şeyin yerini yadırgamıyorsunuz. Her konu kendi zamanında açılıyor, her söz karşılığını buluyor. Bir bakıyorsun, vakit ilerlemiş; ama konuşulacaklar hâlâ bitmemiş.

Kurulan sofraysa başlı başına bir incelik göstergesi… Muazzam, düzenli, temiz ve fazlasıyla özenli. Yaşadığı her alanda gösterdiği dikkatin, sofraya da yansıdığını görmek şaşırtıcı değil. Her şeyin bir yeri, her ayrıntının kendine ait bir anlamı var. Az yesen bile ikram bol. Üstelik getirilen hediyenin de o sofrada kendine bir yer bulması, bütün bu özenin içine ayrı bir sıcaklık katıyor. Çayın, kahvenin ve birlikte edilen sohbetin hatırı uzun süre insanın içinde kalacak cinsten.

Onun dünyasındaki güzellik, yalnızca görünenle sınırlı değil. Farklı deneyimleri, Nescafe'si ya da Nuru masajı… Bunların her biri, o güne ait ayrı bir ayrıntı, birlikte geçirilen zamana ait küçük bir keşif. Gerçekten anlatılmaktan ziyade yaşanmayı hak ediyor. Her ayrıntısını kelimelere dökmeye çalışmak yerine, anın güzelliğine ve tadına varmak, sonra da onu kendine özgü hâliyle hatırlamak gerekiyor.

Ve günün başka bir boyuta geçtiği o anlar…

Yakınlığın kendiliğinden geliştiği, uyumun kelimelere ihtiyaç duymadan kendini belli ettiği, iki insanın birbirini hissetmekten çekinmediği anlar… Nefeslerin birbirine karıştığı, tenlerin sıcaklığının ve arzunun bütün açıklığıyla hissedildiği o yakınlıkta ne önceden hazırlanmış bir sahne var ne de bir şeyleri olduğundan farklı gösterme çabası. Her şey kendi akışında, kendi zamanında ve olması gerektiği gibi. Bu sebeple yaşananlar yalnızca bedene ait bir hatıra olarak kalmıyor; sohbetin, merakın, zarafetin ve yakınlığın birbirine karıştığı bütünlüklü bir deneyime dönüşüyor.

Sonra bir an geliyor, durup geriye bakıyorsunuz. İçinizden, “Ne yaşadık böyle?” diye geçiriyorsunuz. Bunu şaşkınlıktan çok, yaşananların beklenilenden daha doğal, daha uyumlu ve daha güzel olmasına duyduğunuz hayretle söylüyorsunuz. Hiçbir şeyin zorlanmadığı, hiçbir ispat zorunda kalınmadığı, her şeyin kendi hâlinde güzelleştiği bir yakınlık.

Bazı tanışmalara geç kaldığımı düşünürüm bazen. İnsan, geçmişe dönüp baktığında, daha önce tanımış olmayı dilediği kişileri ve yaşanmamış ihtimalleri düşünmeden edemez. Sonra bir başka düşünce gelir aklıma: Bunun güzelliği, tam da olması gereken zamanda gerçekleşmesinde saklı. Daha önce karşılaşsaydık aynı insanlar mı olurduk, aynı şeyleri mi konuşurduk, aynı hisler mi uyanırdı? Bunun cevabını bilmek mümkün değil.

Düşüncem, işte bu iki ihtimalin tam ortasında duruyor. Bir yanım, keşke daha önce tanışsaydık diyor; diğer yanım ise bu karşılaşmanın kendine ait bir zamanı olduğuna inanıyor. Zamandan ve de mekândan bağımsız, kendi koşullarında gerçekleşmiş bir tanışma bu. Geç kalınmış bir başlangıç mı, yoksa tam vaktinde açılmış yeni bir kapı mı, henüz karar verebilmiş değilim. Belki de karar vermeye hiç gerek yoktur.

Ve fakat bu esmer günün sonunda, hikâyenin daha ilk satırlarında olduğumuzu düşünüyorum. Onun kendine özgü dünyasından bana kalanları zihnimde yeniden canlandırıyor, yaşananları hatırladıkça aynı tebessümün yüzüme yerleştiğini fark ediyorum.

Hikâyenin devamını düşlerken, @Eda Brunette dünyasına açılan o ilk kapının ardında daha keşfedilecek çok şey olduğunu hissederek yeniden gülümsüyorum.

💐🫶❤️‍🔥🔥😘
Keyifli referans için teşekkürler
Yazdığınız bazı satırlar hatta paragraflar neredeyse benimle de örtüşüyor, uzun süredir Eda hnm ile denkleşememiş birisiyim. 3-4 kez program denedim ama kısmet olmadı. Referanslardan zihnimde o kadar çok şey biriktiki tek görüşmede ona doyamayacak gibi hissediyorum kendimi.
Darısı başıma diyeyim.
 
Thorrr Çevrimdışı

Thorrr

Asgardlı
4 Kas 2021
8,841
7,422
33
Cinsiyetiniz nedir?
Bay
Esmer bir gün… Tüm şehrin kendi içine kapandığı, fakat yeni umutların yeşermesi ve de yeni tanışmaların başlaması için daha güzel bir zamanın seçilemeyeceği bir vakit… Uzunca zamandır akılda olan, fakat bir türlü zamanların denk düşmediği, bazen de belki henüz tevafuk vaktinin gelmediğini hissettiğim için yazmadığım bu nadide çiçekle nihayet yollarımız kesişti. Bazen insan ne kadar uğraşsa da yapabileceklerinin bir sınırı vardır. Ve bazen kendi kendine, “Olduğu kadar, olmadığı kader…” dersin. Oysa her şeyin zamanına mukimdir ve geldiğinde de yollar kendine çeken gizli bir düş gibi, hiç beklenmedik bir doğallıkla birleşiverir.

Biri hakkında çok şey duyarsın. Anlatılanlar zihninde ona ait bir yer açar, zamanla o yeri kendi düşüncelerinle doldurursun. Sonra o kutlu buluşma vakti geldiğinde, onunla sanki yıllardır tanışıyormuşsun gibi çözülür kelimelerin. Sohbet, yabancılığın mesafesini aşar; cümleler birbirini bulur, bakışlar ise söylenenlere eşlik eder. Arada bir dalıp gittiklerini hatırlatan, yeni bir hava veren bir karşılaşma… @Eda Brunette ile yaşanan tam olarak buydu.

Nahif, nazik, kültürlü, endamlı ve de zarif… Tabiri caizse bir ince güzellik. Üstelik güzelliği yalnızca yüzünde değil; oturuşunda, kalkışında, yürüyüşünde, karşılayışında ve misafirperverliğinde de kendini gösteriyor. Her hareketinde kendine has bir ölçü, her tavrında incelik var. Gözlerindeki güzelliği de gözlükleriyle adeta taçlandırmış; bakışlarıysa hem şuh hem de insanın merakını diri tutacak kadar etkileyici. Anlatmak için tek tek özellikleri sıralanır ama sonunda yine de eksik bir şey kalır. Onu güzel kılan, işte bütün bu özelliklerin bir araya gelişindeki o kendine özgü ahenk…

Sonra sohbet başlıyor. Önce birbirimizi anlamaya, sesimizin tonuna, kelimelerimizin arasındaki boşluklara alışıyoruz. Birbirimizi hissetmeye çalıştığımız o ilk anların her biri ayrı bir merak taşıyor. Bazen hüzünlü bir konuya uğruyoruz, bazen de neşeli bir ayrıntıyla gülümsüyoruz. Geçişler öylesine doğal, sohbetin akışı öylesine kendiliğinden ki hiçbir şeyin yerini yadırgamıyorsunuz. Her konu kendi zamanında açılıyor, her söz karşılığını buluyor. Bir bakıyorsun, vakit ilerlemiş; ama konuşulacaklar hâlâ bitmemiş.

Kurulan sofraysa başlı başına bir incelik göstergesi… Muazzam, düzenli, temiz ve fazlasıyla özenli. Yaşadığı her alanda gösterdiği dikkatin, sofraya da yansıdığını görmek şaşırtıcı değil. Her şeyin bir yeri, her ayrıntının kendine ait bir anlamı var. Az yesen bile ikram bol. Üstelik getirilen hediyenin de o sofrada kendine bir yer bulması, bütün bu özenin içine ayrı bir sıcaklık katıyor. Çayın, kahvenin ve birlikte edilen sohbetin hatırı uzun süre insanın içinde kalacak cinsten.

Onun dünyasındaki güzellik, yalnızca görünenle sınırlı değil. Farklı deneyimleri, Nescafe'si ya da Nuru masajı… Bunların her biri, o güne ait ayrı bir ayrıntı, birlikte geçirilen zamana ait küçük bir keşif. Gerçekten anlatılmaktan ziyade yaşanmayı hak ediyor. Her ayrıntısını kelimelere dökmeye çalışmak yerine, anın güzelliğine ve tadına varmak, sonra da onu kendine özgü hâliyle hatırlamak gerekiyor.

Ve günün başka bir boyuta geçtiği o anlar…

Yakınlığın kendiliğinden geliştiği, uyumun kelimelere ihtiyaç duymadan kendini belli ettiği, iki insanın birbirini hissetmekten çekinmediği anlar… Nefeslerin birbirine karıştığı, tenlerin sıcaklığının ve arzunun bütün açıklığıyla hissedildiği o yakınlıkta ne önceden hazırlanmış bir sahne var ne de bir şeyleri olduğundan farklı gösterme çabası. Her şey kendi akışında, kendi zamanında ve olması gerektiği gibi. Bu sebeple yaşananlar yalnızca bedene ait bir hatıra olarak kalmıyor; sohbetin, merakın, zarafetin ve yakınlığın birbirine karıştığı bütünlüklü bir deneyime dönüşüyor.

Sonra bir an geliyor, durup geriye bakıyorsunuz. İçinizden, “Ne yaşadık böyle?” diye geçiriyorsunuz. Bunu şaşkınlıktan çok, yaşananların beklenilenden daha doğal, daha uyumlu ve daha güzel olmasına duyduğunuz hayretle söylüyorsunuz. Hiçbir şeyin zorlanmadığı, hiçbir ispat zorunda kalınmadığı, her şeyin kendi hâlinde güzelleştiği bir yakınlık.

Bazı tanışmalara geç kaldığımı düşünürüm bazen. İnsan, geçmişe dönüp baktığında, daha önce tanımış olmayı dilediği kişileri ve yaşanmamış ihtimalleri düşünmeden edemez. Sonra bir başka düşünce gelir aklıma: Bunun güzelliği, tam da olması gereken zamanda gerçekleşmesinde saklı. Daha önce karşılaşsaydık aynı insanlar mı olurduk, aynı şeyleri mi konuşurduk, aynı hisler mi uyanırdı? Bunun cevabını bilmek mümkün değil.

Düşüncem, işte bu iki ihtimalin tam ortasında duruyor. Bir yanım, keşke daha önce tanışsaydık diyor; diğer yanım ise bu karşılaşmanın kendine ait bir zamanı olduğuna inanıyor. Zamandan ve de mekândan bağımsız, kendi koşullarında gerçekleşmiş bir tanışma bu. Geç kalınmış bir başlangıç mı, yoksa tam vaktinde açılmış yeni bir kapı mı, henüz karar verebilmiş değilim. Belki de karar vermeye hiç gerek yoktur.

Ve fakat bu esmer günün sonunda, hikâyenin daha ilk satırlarında olduğumuzu düşünüyorum. Onun kendine özgü dünyasından bana kalanları zihnimde yeniden canlandırıyor, yaşananları hatırladıkça aynı tebessümün yüzüme yerleştiğini fark ediyorum.

Hikâyenin devamını düşlerken, @Eda Brunette dünyasına açılan o ilk kapının ardında daha keşfedilecek çok şey olduğunu hissederek yeniden gülümsüyorum.

💐🫶❤️‍🔥🔥😘
Güzel detaylı referans için teşekkürler iki tarafada tebrikler
 
Calibre01 Çevrimdışı
1 Şub 2021
102
182
41
Cinsiyetiniz nedir?
Bay
Harika referansınız için teşekkürler, benzer hasreti çekenler daha iyi anlayacaktır referansınızın kıymetini, @Eda Brunette ile uzaklardan görüşme/tanışma için gün sayanlardanım, darısı bizlere diyelim 🙂
 
Eda Brunette Çevrimdışı
3 Ağu 2025
1,264
4,336
Esmer bir gün… Tüm şehrin kendi içine kapandığı, fakat yeni umutların yeşermesi ve de yeni tanışmaların başlaması için daha güzel bir zamanın seçilemeyeceği bir vakit… Uzunca zamandır akılda olan, fakat bir türlü zamanların denk düşmediği, bazen de belki henüz tevafuk vaktinin gelmediğini hissettiğim için yazmadığım bu nadide çiçekle nihayet yollarımız kesişti. Bazen insan ne kadar uğraşsa da yapabileceklerinin bir sınırı vardır. Ve bazen kendi kendine, “Olduğu kadar, olmadığı kader…” dersin. Oysa her şeyin zamanına mukimdir ve geldiğinde de yollar kendine çeken gizli bir düş gibi, hiç beklenmedik bir doğallıkla birleşiverir.

Biri hakkında çok şey duyarsın. Anlatılanlar zihninde ona ait bir yer açar, zamanla o yeri kendi düşüncelerinle doldurursun. Sonra o kutlu buluşma vakti geldiğinde, onunla sanki yıllardır tanışıyormuşsun gibi çözülür kelimelerin. Sohbet, yabancılığın mesafesini aşar; cümleler birbirini bulur, bakışlar ise söylenenlere eşlik eder. Arada bir dalıp gittiklerini hatırlatan, yeni bir hava veren bir karşılaşma… @Eda Brunette ile yaşanan tam olarak buydu.

Nahif, nazik, kültürlü, endamlı ve de zarif… Tabiri caizse bir ince güzellik. Üstelik güzelliği yalnızca yüzünde değil; oturuşunda, kalkışında, yürüyüşünde, karşılayışında ve misafirperverliğinde de kendini gösteriyor. Her hareketinde kendine has bir ölçü, her tavrında incelik var. Gözlerindeki güzelliği de gözlükleriyle adeta taçlandırmış; bakışlarıysa hem şuh hem de insanın merakını diri tutacak kadar etkileyici. Anlatmak için tek tek özellikleri sıralanır ama sonunda yine de eksik bir şey kalır. Onu güzel kılan, işte bütün bu özelliklerin bir araya gelişindeki o kendine özgü ahenk…

Sonra sohbet başlıyor. Önce birbirimizi anlamaya, sesimizin tonuna, kelimelerimizin arasındaki boşluklara alışıyoruz. Birbirimizi hissetmeye çalıştığımız o ilk anların her biri ayrı bir merak taşıyor. Bazen hüzünlü bir konuya uğruyoruz, bazen de neşeli bir ayrıntıyla gülümsüyoruz. Geçişler öylesine doğal, sohbetin akışı öylesine kendiliğinden ki hiçbir şeyin yerini yadırgamıyorsunuz. Her konu kendi zamanında açılıyor, her söz karşılığını buluyor. Bir bakıyorsun, vakit ilerlemiş; ama konuşulacaklar hâlâ bitmemiş.

Kurulan sofraysa başlı başına bir incelik göstergesi… Muazzam, düzenli, temiz ve fazlasıyla özenli. Yaşadığı her alanda gösterdiği dikkatin, sofraya da yansıdığını görmek şaşırtıcı değil. Her şeyin bir yeri, her ayrıntının kendine ait bir anlamı var. Az yesen bile ikram bol. Üstelik getirilen hediyenin de o sofrada kendine bir yer bulması, bütün bu özenin içine ayrı bir sıcaklık katıyor. Çayın, kahvenin ve birlikte edilen sohbetin hatırı uzun süre insanın içinde kalacak cinsten.

Onun dünyasındaki güzellik, yalnızca görünenle sınırlı değil. Farklı deneyimleri, Nescafe'si ya da Nuru masajı… Bunların her biri, o güne ait ayrı bir ayrıntı, birlikte geçirilen zamana ait küçük bir keşif. Gerçekten anlatılmaktan ziyade yaşanmayı hak ediyor. Her ayrıntısını kelimelere dökmeye çalışmak yerine, anın güzelliğine ve tadına varmak, sonra da onu kendine özgü hâliyle hatırlamak gerekiyor.

Ve günün başka bir boyuta geçtiği o anlar…

Yakınlığın kendiliğinden geliştiği, uyumun kelimelere ihtiyaç duymadan kendini belli ettiği, iki insanın birbirini hissetmekten çekinmediği anlar… Nefeslerin birbirine karıştığı, tenlerin sıcaklığının ve arzunun bütün açıklığıyla hissedildiği o yakınlıkta ne önceden hazırlanmış bir sahne var ne de bir şeyleri olduğundan farklı gösterme çabası. Her şey kendi akışında, kendi zamanında ve olması gerektiği gibi. Bu sebeple yaşananlar yalnızca bedene ait bir hatıra olarak kalmıyor; sohbetin, merakın, zarafetin ve yakınlığın birbirine karıştığı bütünlüklü bir deneyime dönüşüyor.

Sonra bir an geliyor, durup geriye bakıyorsunuz. İçinizden, “Ne yaşadık böyle?” diye geçiriyorsunuz. Bunu şaşkınlıktan çok, yaşananların beklenilenden daha doğal, daha uyumlu ve daha güzel olmasına duyduğunuz hayretle söylüyorsunuz. Hiçbir şeyin zorlanmadığı, hiçbir ispat zorunda kalınmadığı, her şeyin kendi hâlinde güzelleştiği bir yakınlık.

Bazı tanışmalara geç kaldığımı düşünürüm bazen. İnsan, geçmişe dönüp baktığında, daha önce tanımış olmayı dilediği kişileri ve yaşanmamış ihtimalleri düşünmeden edemez. Sonra bir başka düşünce gelir aklıma: Bunun güzelliği, tam da olması gereken zamanda gerçekleşmesinde saklı. Daha önce karşılaşsaydık aynı insanlar mı olurduk, aynı şeyleri mi konuşurduk, aynı hisler mi uyanırdı? Bunun cevabını bilmek mümkün değil.

Düşüncem, işte bu iki ihtimalin tam ortasında duruyor. Bir yanım, keşke daha önce tanışsaydık diyor; diğer yanım ise bu karşılaşmanın kendine ait bir zamanı olduğuna inanıyor. Zamandan ve de mekândan bağımsız, kendi koşullarında gerçekleşmiş bir tanışma bu. Geç kalınmış bir başlangıç mı, yoksa tam vaktinde açılmış yeni bir kapı mı, henüz karar verebilmiş değilim. Belki de karar vermeye hiç gerek yoktur.

Ve fakat bu esmer günün sonunda, hikâyenin daha ilk satırlarında olduğumuzu düşünüyorum. Onun kendine özgü dünyasından bana kalanları zihnimde yeniden canlandırıyor, yaşananları hatırladıkça aynı tebessümün yüzüme yerleştiğini fark ediyorum.

Hikâyenin devamını düşlerken, @Eda Brunette dünyasına açılan o ilk kapının ardında daha keşfedilecek çok şey olduğunu hissederek yeniden gülümsüyorum.

💐🫶❤️‍🔥🔥😘
Yazdıklarını okurken sanki o anı video gibi başa sardım. Aradaki o doğal akışı, yabancılığın nasıl anında yok olduğunu kelimelerinle çok güzel özetlemişsin. 'Geç mi kaldık, tam vaktinde mi?' sorusunun cevabı bence bu yazının kendisinde gizli. İyi ki o gün yollarımız kesişmiş; bu güzel hatıra ve içten satırlar için çok teşekkür ederim.
 
Faar Çevrimdışı

Faar

0
15 Ağu 2018
4,301
3,022
Cinsiyetiniz nedir?
Keyifle okunan ve son derece bilgilendirici paylasiminiz icin cok tesekkurler.
 
Tüm sayfalar yüklendi.

Forumdan daha fazla yararlanmak için giriş yapın yada üye olun!

Forumdan daha fazla yararlanmak için giriş yapın veya kayıt olun!

Kayıt ol

Forumda bir hesap oluşturmak tamamen ücretsizdir.

Şimdi kayıt ol
Giriş yap

Eğer bir hesabınız var ise lütfen giriş yapın

Giriş yap

Tema düzenleyici

Tema özelletirmeleri

Grafik arka planlar

Granit arka planlar